Algoritmik Üretim ve Yeniden Üretim

Kapitalist üretim tarzının güncel aşamasında, üretim ve yeniden üretim süreçlerini platformlar, algoritmalar ve sözde bağımsız çalışma biçimleri üzerinden yeniden örgütlemektedir. Motokuryelik, bu yeni emek rejiminin en çıplak ve en sert biçimde görüldüğü alanlardan biridir.

Bizler yaşamlarını sürdürebilmek için sahip oldukları tek meta olan emek güçlerini satmak zorunda olan emekçileriz. Ancak bu satış klasik ücretli emek biçimlerinden farklı olarak, “esnaf”, “iş ortağı” ya da “bağımsız çalışan” gibi kavramlarla gizlenmektedir. Bu durum, emek gücünün metalaşmasını ortadan kaldırmamakta tersine işçileri koruyan hukuki ve toplumsal sorumluluklardan arındırılmış daha güvencesiz bir sömürü biçimi yaratmaktadır.

Kapitalizm öncesi toplumlarda yeniden üretimi güdüleyen temel faktör, üreticinin kendi ihtiyaçları iken kapitalist toplumda yeniden üretim sürecini güdüleyen temel unsur sermayenin büyütülmesidir. Platform kapitalizminde bu süreç daha da yoğunlaşmıştır. Bizlerin çalışması yalnızca teslim edilen paketlerle sınırlı değildir. Algoritmalar aracılığıyla hız, süreklilik, erişilebilirlik ve disiplin de üretilmektedir. Böylece emek süreci, insanın doğayla ve toplumla kurduğu yaratıcı bir ilişki olmaktan çıkmakta tam zamanlı bir zorunluluk halini almaktadır.

Üretim süreçlerinin teknik düzeyi artmasına rağmen yoksulluğun dünya ölçeğinde artması bir çelişki değil kapitalist geniş yeniden üretimin zorunlu sonucudur. Bizler gelişmiş lojistik ağlar, yapay zeka destekli dağıtım sistemleri ve dijital platformlar sayesinde daha fazla ve daha hızlı üretim yapılmasına katkı sunarken, bu artan üretimin karşılığını yaşamlarını yeniden üretecek bir gelir olarak elde edememektedir.

Emek burada tümüyle özel ve parçalanmış bir karakter kazanmıştır. Bizler aynı anda aynı üretim sürecinin parçası olmamıza rağmen, birbirimizden kopuk, rekabet halinde ve kolektif bağlardan yoksun çalışmaya zorlanıyoruz. Bu durum emeğin toplumsal karakterini kaybederek özel bir karakter kazanması sürecinin güncel biçimidir.

Motokuryelik aynı zamanda emekçilerin üretim araçlarıyla ilişkisini de çarpıcı biçimde ortaya koyar. Motor, telefon, ekipman ve bakım giderleri emekçinin üzerinde bırakılırken üretim süreci ve ürün üzerindeki denetim bütünüyle sermayenin elindedir. Böylece kapitalist üretim araçlarına sahip olmanın yanı sıra, riskleri de emekçinin sırtına yükleyerek artı değere el koymaktadır.

Kapitalist toplumun tarihsel ve değişebilir bir toplum biçimi olduğu tezini güçlendirmektedir. Bizlerin yaşadığı güvencesizlik, yoksulluk ve yabancılaşma, üretim süreçlerinin teknik düzeyinden değil üretim ilişkilerinin sınıfsal karakterinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla çözüm daha fazla teknoloji ya da daha hızlı teslimat değil üretim ve yeniden üretim süreçlerinin kolektif ve toplumsal temelde yeniden örgütlenmesidir.

Bizlerin bugün verdiği mücadeleler, yalnızca ücret artışı ya da çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebi değil emeğin yeniden toplumsallaştırılması, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin sorgulanması ve insanın insan tarafından sömürülmediği bir toplumsal düzen arayışının güncel ifadesidir.

Seyhun Kavut