
Trendyol Go, Getir ve şimdi sırada kuryelerin emeği var. Asıl soru Uber’ın kaç paket taşıdığı değil, o paketten kuryeye ne bırakacağıdır. Türkiye’de Uber’ın hikâyesini yalnızca “yabancı bir teknoloji şirketinin Türkiye’ye yatırım yapması” diye anlatmak, hikâyenin en önemli kısmını görmemektir. Çünkü Uber artık Türkiye’ye yalnızca Uber Eats’i getirmiyor, pazarı topluyor. Önce Trendyol Go. Ardından Getir’in yemek, market, çarşı ve su teslimat operasyonları.
Sonra bunların sistemlerini, müşteri tabanlarını, restoranlarını, marketlerini ve en önemlisi kurye ağlarını aynı ekonomik çatı altında birleştirme planı. Uber, 2025’te yaklaşık 700 milyon dolar karşılığında Trendyol Go’nun %85 kontrolünü aldı. 2026’da ise Getir’in Türkiye’deki teslimat portföyünün satın alınması için anlaşma yaptı. Anlaşmanın ilk aşamasında Getir’in yemek teslimatı işi için 335 milyon dolar nakit, ayrıca market, perakende ve su operasyonlarının %15’i için 100 milyon dolar yatırım öngörüldü.
Rekabet Kurulu da Getir’in çevrim içi yemek ve hızlı tüketim malları sipariş/teslimat faaliyetlerinin Uber tarafından devralınmasına, Uber’ın sunduğu taahhütler çerçevesinde izin verdi.
Şimdi bir durup soralım: Bu devasa birleşme kimin hayatını değiştirecek?
Yalnızca tüketicinin mi?
Yalnızca restoranın mı?
Yalnızca yatırımcının mı?
Hayır. Bu hikâyenin ortasında bir başka işçi bölüğü var: Kuryeler.
Çünkü şirketler birleşirken kuryelerin emeği değer kazanmıyor aksine emeğin değeri ucuzluyor.
Uber’ın anlatısı ise son derece parlak.
Daha fazla restoran.
Daha fazla market.
Daha fazla sipariş.
Daha fazla teslimat fırsatı.
Daha fazla kurye kazancı.
Uber’ın Getir anlaşmasını duyururken kamuoyuna verdiği mesaj da tam olarak bu yönde Getir ve Trendyol Go’nun güçlü yanlarının birleştirilmesiyle kuryeler için daha fazla teslimat fırsatı yaratılacağı savunuluyor. Ama burada kurye örgütlerinin sorması gereken soru çok basit, paket sayısı arttığında kurye başına düşen gelir gerçekten artacak mı? Yoksa, aynı kurye daha fazla paket taşıyacak, fakat paket başına daha az kazanacak mı? İkisi aynı şey değildir.
Uber Eats’in Gücü

Bir platformun elinde yalnızca uygulama yoktur, müşteri, restoran, market, sipariş, veri, algoritma, fiyatlama ve kurye ağı vardır. Trendyol Go’nun %85 kontrolünü aldıktan sonra Uber’ın Türkiye’deki teslimat kapasitesi ciddi biçimde genişledi. Trendyol Go’nun satın alınması, Uber’ın Türkiye’de yemek ve market teslimatına girişini somutlaştırdı. Şimdi Getir’in yemek ve hızlı tüketim teslimat faaliyetleri de bu yapıya ekleniyor. Uber’ın kendi açıklamasına göre amaç, Getir ve Trendyol Go’yu aynı ekosistem içinde birleştirmek. İşte tam burada kurye açısından tehlike ihtimali ortaya çıkıyor.
Çünkü iki ayrı kurye ordusuna neden ihtiyaç duyulsun? Diyelim ki aynı mahallede bir Getir kuryesi, bir Trendyol Go kuryesi, bir Uber Eats kuryesi aynı restorandan çıkan üç farklı paketi taşıyor. Sonra şirketler sistemlerini birleştiriyor. Algoritma artık “Bu siparişi hangi platformun kuryesi taşısın?” diye düşünmek yerine, “Elimdeki en ucuz ve en hızlı kurye hangisi?”diye düşünmeye başlayabilir. İşte kurye açısından kritik eşik budur. Çünkü şirket açısından entegrasyon verimlilik olabilir. Ama kurye açısından aynı entegrasyon kurye fazlası yaratabilir ve kurye fazlası varsa, şirketin pazarlık gücü artar. Kuryenin pazarlık gücü azalır
İşte asıl korkumuz işsizliğin kendisinden daha büyük. Bir kurye işini kaybedebilir. Bu elbette büyük bir sorundur ama daha büyük mesele şudur İşi kaybetme korkusu bütün kuryelerin ücret pazarlığını aşağı çekebilir. Çünkü bir sektörde 100 kurye fazla varsa, şirket “Bu ücreti kabul etmiyorsan başka kurye var.” diyebilir. Kurye: “O zaman çalışırım.” demek zorunda kalabilir. İşte emek piyasasında güç dengesi böyle bozulur. Bu nedenle Getir ve Trendyol Go operasyonlarının entegrasyonu gerçekleşirken “kaç kurye çalışmaya devam edecek?” sorusu kadar “kurye başına düşen pazarlık gücü ne olacak?” sorusu da sorulmalıdır.
Bugün elimizde Uber’ın entegrasyon sonucunda belirli sayıda Getir veya Vigo kuryesini işsiz bırakacağını kanıtlayan bir resmi plan bulunmuyor. Ama entegrasyonun böyle bir risk doğurup doğurmayacağı şeffaf biçimde açıklanmak zorunda. Çünkü şirketlerin “daha fazla fırsat” dediği yerde kuryenin sormaya hakkı var Kime daha fazla fırsat?
Vigo Kuryesi Ne Olacak?
Burada mesele yalnızca Getir markası değildir. Getir’in operasyonunu taşıyan farklı kurye ve filo yapıları vardır. Eğer platformlar birleşiyor, sipariş sistemleri tekleştiriliyor ve teslimat ağı optimize ediliyorsa, bu operasyonların içerisinde çalışan filo ve Vigo benzeri yapılar üzerindeki istihdam etkisinin de açıklanması gerekir.
Bir şirket satın alınabilir.
Bir uygulama kapatılabilir.
Bir operasyon başka sisteme taşınabilir.
Ama unutulmamalıdır. Bir uygulamanın kapanması, bir ailenin mutfağındaki gelirin kapanmasıdır. Kurye yalnız değildir. Arkasında: eşi, çocuğu, kira, kredi, mutfak masrafı, eğitim masrafı, motor borcu, sigorta, bakım giderleri, belge ve vergi yükümlülükleri vardır. Şirketlerin bilançosunda “operasyonel optimizasyon” diye görünen şey, kuryenin evinde “Bu ay faturayı nasıl ödeyeceğiz?” sorusuna dönüşebilir.
Uber’ın 500 milyon dolarlık yatırım taahhüdü önemli. Ama kime?
Rekabet Kurulu’nun kararında Uber’ın Türkiye’ye toplam 500 milyon dolar yatırım taahhüdü sunduğu ve bunun yüksek nitelikli istihdam, mühendislik kapasitesi ve dijital altyapıya katkı sağlamasının beklendiği belirtiliyor. Bu yatırımın yapılması elbette önemlidir. Fakat burada da başka bir soru var 500 milyon dolarlık teknoloji yatırımı Türkiye’de yaşayan kurye ailesinin gelirini nasıl artıracak? Çünkü teknoloji yatırımı ile emek yatırımı aynı şey değildir. Bir veri merkezi kurulabilir. Bir algoritma geliştirilebilir. Bir uygulama iyileştirilebilir. Ama motorunun lastiğini değiştiren kurye hâlâ aynı kurye. Yağmurda çalışan kurye hâlâ aynı kurye. Kaza riski taşıyan kurye hâlâ aynı kurye. Ve ay sonunda elinde kalan para değişmiyorsa, teknoloji şirketinin büyümesi kuryenin refahına otomatik olarak dönüşmüş olmaz.
Asıl mücadele paket sayısında değil, paket başına değerde Uber yarın çıkıp: “Kuryelerimizin taşıdığı paket sayısı %30 arttı.” diyebilir. Peki ne olmuş? Eğer kurye:
100 paket → 2.000 TL kazanırken,
130 paket → 2.300 TL kazanmaya başladıysa, kurye daha çok çalışmıştır.
Daha fazla yol yapmıştır. Daha fazla yakıt yakmıştır. Motorunu daha fazla yıpratmıştır. Daha fazla kaza riski almıştır. Ama geliri aynı oranda artmamıştır. Bu durumda platform büyümüştür. kurye zenginleşmemiştir. Hatta gerçek net gelir açısından daha kötü durumda bile olabilir.
İşte Uber’ın önündeki asıl sınav bu: Önümüzdeki dönemde sipariş sayısının artması muhtemel olabilir. Fakat sipariş sayısının artması otomatik olarak kurye gelirinin aynı oranda artacağı anlamına gelmez. Şirket, ölçek büyüttükçe daha fazla sipariş, daha fazla veri, daha yüksek operasyonel verimlilik, daha iyi rota optimizasyonu elde edebilir. Ama aynı anda paket başına ödeme artışını sınırlayabilir. İşte kurye örgütünün asıl izlemesi gereken gösterge budur. Paket sayısı değil, gerçek net saatlik gelir.
Uber’ın kazanmadığı yer neresi? Uber bir şirket. Amacı para kazanmak. Bunda şaşılacak hiçbir şey yok. Sorun şirketin kâr etmek istemesi değil. Sorun: Kârın artmasının maliyetinin kuryenin sırtına yüklenip yüklenmediğidir. Eğer platform daha çok sipariş daha düşük operasyon maliyeti daha az kurye daha düşük paket başı ödeme
kombinasyonuna giderse, şirket için mükemmel bir tablo ortaya çıkar. Ama kurye için? Daha fazla iş, daha düşük pazarlık gücü ve daha düşük gerçek gelir. İşte bizim itirazımız buna.
Bugünden yarına “Uber Türkiye’de kesin olarak tekeldir.” demek doğru olmaz. Burada bir süreç başladı ve nasıl gelişeceğini her birlikte göreceğiz. Nitekim Rekabet Kurulu, Trendyol Go devralmasına 2025’te izin verdi ve işlemin etkin rekabeti önemli ölçüde azaltacağı sonucuna varmadığını açıkladı. Getir işlemi de 2026’da taahhütler çerçevesinde onaylandı. Fakat başka bir soru sormak tamamen meşrudur Türkiye’deki yemek ve hızlı teslimat pazarında bu kadar büyük oyuncunun aynı çatı altında toplanması gelecekte rekabeti ve özellikle kurye pazarlık gücünü nasıl etkileyecek? Bu soru sorulmalıdır. Çünkü tüketici için rekabet: daha ucuz yemek olabilir. Kurye için rekabet: “Beni çalıştıracak başka platform var mı?” demektir. İki tarafın rekabet tanımı aynı değildir.
Ve işte bizim itirazımız burada başlıyor. Teknolojiye karşı değiliz. Yatırıma karşı değiliz. İstihdama karşı değiliz. Daha fazla siparişe de karşı değiliz. Biz şunu söylüyoruz: Uber büyüyecekse kurye de büyüyecek. Uber daha fazla paket taşıyacaksa kurye daha fazla kazanacak. Uber milyonlarca dolarlık yatırım yapacaksa kurye güvencesiz bırakılmayacak. Uber sistemleri birleştirecekse hiçbir kurye sessiz sedasız sistemin dışına atılmayacak. Uber algoritmayı güçlendirecekse kuryenin söz hakkı da güçlenecek.
Çünkü kurye Uber’ın maliyet kalemi değildir Kurye; Uber’ın, Getir’in, Trendyol Go’nun, Yemeksepeti’nin “teslimat maliyeti” değildir. Kurye bu ekonominin üreticisidir. Restoran siparişi hazırlıyor. Market ürünü hazırlıyor. Müşteri parasını ödüyor. Platform siparişi organize ediyor. Ama o paketi kapıya götüren kişi kuryedir. Ve o kişi olmazsa bütün bu dijital imparatorluk yalnızca ekrandaki bir uygulamadan ibarettir.
Bu nedenle derneğimizin ve sendikamızın Uber Türkiye’ye soruları çok nettir.
1.Önümüzdeki üç yılda kaç kurye çalıştıracaksınız?
2. Kurye başına ortalama net gelir hedefiniz nedir?
3. Paket sayısı artarken paket başına ödeme nasıl değişecek?
4.Getir ve Trendyol Go entegrasyonu sonrasında mevcut kuryelerin kaçının çalışma modeli değişecek?
5. Kaç kurye filo/taşeron sisteminden çıkacak?
6. Kaç kurye doğrudan sisteme dahil olacak?
7. Hesabı kapanan veya operasyonu daralan kuryeler için ne yapacaksınız?
8. Algoritmik ücretlendirmeyi kuryelere açıklayacak mısınız?
9. Kurye temsilcileriyle düzenli pazarlık masası kuracak mısınız?
Tüm bu sorularlar birlikte: Uber Türkiye’de büyürken, bu büyümenin faturası kuryeye mi kesilecek? Bizim korkumuz budur. Çünkü tarih bize büyük platformların büyürken yalnızca pazar paylarını değil, emeğin pazarlık gücünü de yeniden düzenlediğini gösteriyor. Dün Trendyol Go. Bugün Getir. Yarın başka bir platform. Ama mesele şirket isimleri değil. Mesele şu; Türkiye’de dijital teslimat sektöründe kuryelerinde söz hakkı olacak mı?
Çünkü Uber’ın Türkiye’deki geleceği yalnızca Uber’ın meselesi değildir. O geleceğin direksiyonunda, motorunda ve yağmur altında paket taşıyan kuryenin de söz hakkı vardır. Ve artık kurye şunu sormalıdır: “Daha çok paket taşıyacağım. Peki bunun karşılığında daha çok mu kazanacağım?” Bu soruya açık, ölçülebilir ve yazılı bir cevap verilmediği sürece daha fazla sipariş, daha fazla fırsat, daha büyük ekosistem” söylemi kurye açısından yalnızca güzel bir reklam cümlesidir. Çünkü paket sayısı artarken kurye geliri artmıyorsa, büyüyen kurye değildir. Büyüyen platformdur.
Biz kuryelere kalan ise örgütlülüğümüzü artırıp tüm bu olumsuzluklar karşısında yek vücut olmaktadır. Çünkü bunu yapmazsak emeğimiz her geçen gün değersizleşmeye devam edecektir.
Seyhun Kavut



